Acaba Türk annelerinde sıkça gördüğümüz oldukça korumacı çocuk yetiştirme eğilimi ekonomimizin önünde bir engel mi? Ben öyle olduğunu düşünüyorum.
Ana gibi yar olmaz, anlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar gibi deyişlerin çıktığı ülkemiz için oldukça ağır bir saptama bu. Eğer kendinizi rahat hissetmiyorsanız okumayı bırakabilirsiniz. Ama eğer ilginizi çekti ise ve biraz kavramsal düşünebiliyorsanız bu yazı size üzerinde düşünecek bir konu verecektir.
Sizler ile bir iki kontrast paylaşmak istiyorum:
- Bir aile. Anne doktor, baba doktor. Ankara’da yaşıyorlar. İkisi de entellektüel, ikisi de topluma ciddi katma değer yaratan kişiler. Bu çiftin birde kızları var. Kız 11-12 yaşında. Ankara’da özel bir kurumda okula gidiyor. Anne yaz tatilinin başında kızına bir yerde çalışmasını öneriyor. Kast ettiğimiz çalışma iş hayatı ile ilgili tanışma amaçlı - daha fazlası değil. Yani çocuk çalıştırma gibi konulara girmiyor. Kız bu teklif üzerine ağlıyor ve annesinin böyle bir şeyi düşünebilmesi bile kızı çok üzüyor. Çalışmak o aile için ayıp değil ama herhalde çevrenin de etkisi var. Ne derler sonra. Filancanın kızı çalışmak zorunda kaldı!!!!! Zaten bu deyim olayı açıklıyor. Çalışmak zorunda kalınan bir olgu gibi duruyor.
- Kanada’da Montreal şehrinde bir sokak. Bahçelerin bakımlılığından ve evlerin büyüklüğünden buranın oldukça varlıklı bir mahalle olduğunu görüyoruz. Tüm ailelerin çocukları belirli bir yaşa gelince yaz tatillerinde çalışmaya ve kendi paralarını kazanmaya başlıyorlar. Ya sabahları gazete dağıtıyorlar, ya yakın bir restoranda iş buluyorlar, ya bahçedeki çimleri biçiyorlar. Kimse çalışmaktan gocunmuyor. Zaten aileler çocuklarını para kazanıpta aile bütçesine katkıda bulunsunlar diye değil, sorumluluk duyguları gelişsin diye çalıştırıyorlar.
Başka bir tane,
- Evimizde kızıma bakan bir hanım var. Kendisi tipik Türk insanının antitezi. Çok çalışkan, herhangi bir işten gocunmuyor, çalışmayı bir özveri olarak değil, bir sorumluluk olarak görüyor. Sonuçta ise ortaya sahiden çok iyi bir iş çıkarıyor - unutmayın, benim görüşüme göre işin iyisi kötüsü yok, herhangi bir işi iyi veya kötü yapmak vardır. Bu hanım kendi işini son derece iyi yapıyor.
Hikayeye devam edeyim. Bu hanım maalesef şanssız bir insan. Aile olarak refah düzeyleri eskiden iyi iken, bazı iç ve dış etkenler bunu çok etkilemiş ve kadın kendisini ailesinin finansal direği olarak bulmuş. Ancak bu durum ile baş etmesini bilerek demin size anlattığım performansı ortaya koyuyor.
Bu kadın benim gözümde keşke herkes böyle olsun diye düşüneceğim insanlardan biri. Gelin görünki, aynı zamanda anne olan ve oldukça zor zamanlar içinde olan bu kişi kendi çocuklarına karşı korumacı. Onun gözünde onun çocukların herşeyi ile ilgilenmesi lazım. Peki sonuç ne? Çocukların anneye göre aynı seviyede sorumluluk sahibi değiller.
* * * *
Çocuk doğduktan sonra onun ileride nasıl bir kişi olacağını iki şey belirliyor: genler ve çevre. Bu ikisinin ne kadar etkili olduğu, hangi alanlarda hangisinin ağır bastığı tam bir muamma. Bir ekole göre kişinin kim olacağı büyük ölçüde doğuşunda belli (genler). Diğer bir ekole göre ise kişinin kim olacağı yetiştirilmesi ile ilintili (çevre). İki ekolde diğerinin varlığını red etmiyor ve yadsımıyor ancak ağırlıkta ciddi farklılık olduğunu savunuyor.
Benim görüşüm ise bu ikisinin dengeli etkisinin olduğu.
O zaman eğer anneler çocuklarını korumacı şekilde yetiştirdikleri zaman ne mesaj vermiş oluyoruz. ‘Sen fazla tatlı canını üzme, ben senin hep arkandayım. Senin eksiklerini veya isteklerini kapatırım’.
- Çocuk ağlıyor ve tutturarak dondurma istiyor => Belirli bir dirençten sonra dondurma alınıyor => Çocuğa diyoruz ki yeterince tutturursan ve şımarıklık yaparsan istediğini elde edersin. => Gerçek hayatta ne olacak? Patrondan tutturarak zam istemek olası mı? Hayır. Kendi kendine şikayet edecek.
- Çocuk okulda kavga etti, dayak yedi. => Biz hemen kavga eden çocuğun ebeveynlerini aradık, okul müdürünü aradık. Kavgacı diğer çocuk paylandı. Çok güzel. => Çocuğumuzun önünde çok önemli bir travmatik olay ile kendi kendine uğraşıp halletme fırsatı vermedik.
Birde bunların öbür ekstremi var. Saygısızlık. Oraya girmeyeceğim - en azından şimdilik.
Korumacılık ile tabiki tehlikelerden uzat tutmayalım demiyorum. Ama çocuğun hayatta başına gelebilecek şeylere hazırlayalalım. İleride ‘hayır’ duyacak, ileride başarısızlıkla karşılaşacak, ileride kendi ayakları üzerinde durması beklenecek.
O yüzden de, onun ağlaması sırasında o anı kurtarıp ağlamasını kesmek değil ama uzun vade için en doğru hareket nedir onu düşünelim!
16 Eylül 2007 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder