Galiba bir insan sadece bir konuda konuşmayı beceremiyor. Yani her konuda fikir beyan etmek zorunda hissediyor kendisini. Fikirin bu kadar çok ve ucuz olması da o yüzden zaten. Örneğin Açık Öğretim fakültesinde iletişim dersi veren bir kişiye siz gazetede köşe verirseniz, o köşe önce iletişim ile ilgili yazıları kapsıyor. Zaman içinde yemek, sinema gibi aklınıza gelen binlerce konuyu içeriyor. Daha sonra ise o köşe kişinin kişisel aracı haline giriyor. Burası böyle bir ülke.
Benim neyim eksik. Gitmişim Amerika'lara. Daha Türkiye'ye gelmemiş bir film seyretmişim. Yazmıyacak mıyım??? Tabii ki yazacağım. Bende Türküm...
Film Jodie Foster'ın filmi. Belki bir Oscar daha alırsa şaşırmamak lazım derim ben. Konu basitçe şu: Kız ve adam akşam New York Central Park'ta (hani şu salak Amerika'lıların halen parsellemeyi unuttukları büyük alan - sen verecen o arsayı bana oraya ne projeler dikerim yaaa) köpek dolaştırmaktalar. Okey, filmin burası çok anlamlı değil. Hangi akıllı adam bunu yaparki. Biz bile taa Türkiye'den bunun yapılmaması gerektiğini biliyoruz. Haliyle bir çete bunlara musallat olur ve adam ölür, kız ise ciddi hastanelik olur. Kız bunun etkisinden kurtulamaz. Ama zaman içinde bununla baş edebilmek için önce silah alır, daha sonra ise bu silahı kullanmaya başlar. Olaylar kızın belirli bir noktaya kadar işi ilerletmesi ile sonlanır.
Burada gerçek oyunculuk ise, filmin her sahnesinde (tekrar ediyorum, filmin başındaki central park sahnesi harici) kızın ne tür bir ruh hali içinde olduğunu, nelerden korktuğunu hissediyorsunuz. Jodie tek başına filmi götürmüş. Ayrıca diğer yan karakterlerde - polisler vb. - filmi sulandırmadan zenginleştirmiş. Herkese çok tavsiye ederim.
Not: Geçenlerde Amerika'lı bir screenplay yazarı ile muhabbet ettik. Bana söylediği tek şey şu oldu (yada ben o kadarını anlayabildim): iyi bir script, karakterleri sadece konuşmalara dayanarak oluşturur. Bu filmi de bu çerçevede seyredince çok ama çok etkilendim.
20 Eylül 2007 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder